Bir vali düşünün.
Bir sabah uyanıyor ve görev yeri olarak Adıyaman açıklanıyor. Ama öyle sıradan bir şehir değil…
Depremin yerle bir ettiği, sokaklarında sessizliğin çığlık attığı, insanların çadırlarda, konteynerlerde hayata tutunmaya çalıştığı bir şehir.
İşte o gün geldi Dr. Osman Varol.
Ne alkış vardı, ne hazır bir düzen.
Sadece enkaz, sadece acı, sadece çaresizlik.
Göreve başladığında mesafeli bulundu.
“Çok sert” dendi.
“Herkesle görüşmüyor” dendi.
Ama kimse şunu sormadı.
Bu adamın derdi ne?
Onun derdi protokol değildi.
Onun derdi makam değildi.
Onun derdi, o gece başını yastığa koyamayan binlerce insanın bir an önce bir çatı altına girmesiydi.
Günler geçti,
Konteyner kentler yükseldi,
Ardından kalıcı konutlar,
Bir yandan altyapı, bir yandan sosyal hayat,
Ve en önemlisi, umudunu kaybetmiş bir şehirde yeniden yaşam filizlenmeye başladı.
Belki herkes sevmedi, Belki herkes anlamadı,
Ama zaman, yapılan işleri bir bir ortaya koydu.
Ve o eleştirenlerin bir kısmı bugün dönüp bakınca “haksızlık etmişiz” demeye başladı.
Tam her şey rayına giriyor derken,
Tam şehir nefes almaya başlamışken,
Tam “artık yaralar sarılıyor” denmişken,
Bir kararnameyle Aydın yolcusu oldu.
Evet, devletin görevi, hizmetin yeri değişir.
Ama bazı vedalar vardır ki sadece bir tayin değildir.
Bu da onlardan biri…
Çünkü Adıyaman için o sadece bir vali değildi.
En zor zamanda gelen, en zor yükü omuzlayan bir isimdi.
Bugün geriye dönüp baktığımızda,
Enkazın içinden çıkan sadece binalar değil,
Aynı zamanda bir emeğin, bir mücadelenin izleridir.
Sayın Osman Varol,
Bu şehir sizi belki alkışlarla karşılamadı.
Ama bugün, sessiz ama derin bir teşekkürle uğurluyor.
Yolunuz açık olsun.
Ama bilin ki, bu şehirde bir iz bıraktınız.