Hayatta bazı gerçekleri uzaktan dinlersiniz, bazılarını ise yaşayarak öğrenirsiniz. Ankara'da geçirdiğim süre bana, kulaktan dolma sözlerle değil, bizzat şahit olduğum manzarayla konuşmayı öğretti.
Siyaset çoğu zaman kürsülerde yapılan konuşmalarla değerlendirilir. Oysa asıl siyaset, makam odalarının kapısı çaldığında başlar. Bir vatandaşın derdini dinlerken, bir telefonun ucunda çözüm ararken, bir şehrin geleceği için verilen mücadelede kendini gösterir.İşte ben de tam buna şahit oldum.
Adıyaman milletvekillerimizin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki yoğun temposunu yakından gördüm. Bir tarafta bakanlık görüşmeleri, diğer tarafta bitmek bilmeyen toplantılar... Ama bütün bu yoğunluğun arasında Adıyaman'dan gelen tek bir hemşehriyi bile geri çevirmeyen, her birini sabırla dinleyen, sorunlarını kendi meselesi gibi sahiplenen bir anlayış vardı.
Makam kapıları kapalı değildi;
Gönül kapıları da sonuna kadar açıktı.
Beni en çok etkileyen ise makamın ağırlığından çok, samimiyetin sıcaklığı oldu. Ankara'nın resmî koridorlarında Adıyaman'ın misafirperverliğini görmek, memleket sevgisinin sadece sözlerde değil, davranışlarda da yaşadığını hissettirdi.
Şunu çok net gördüm ki; bir şehri temsil etmek sadece bir unvan taşımak değildir. O şehrin yükünü omuzlamak, her vatandaşın derdiyle dertlenmek ve gerektiğinde geceyi gündüze katmaktır. İşte gerçek temsil de budur.
Ankara'da sadece milletvekilleri görmedim; memleketinin yükünü omuzlarında taşıyan, Adıyaman'ın her meselesini kendi meselesi bilen, vatandaşını makamın değil, gönlünün baş köşesinde ağırlayan bir anlayış gördüm.
Ben Ankara'dan dönerken aklımda tek bir cümle vardı:
Adıyaman, kendisini unutmayan temsilcilerinin gayretini hissediyor. Ve bazı emekler, alkıştan çok daha fazlasını; hakkıyla teslim edilmeyi hak ediyor.